Tek Sesliliğin Sıkıcılığından, Çok Sesliliğin Ahengine
Tek Sesliliğin Sıkıcılığından, Çok Sesliliğin AhengineBir miks masasının başına oturduğunuzu ya da bir gitarın elektronik aksamını ayarladığınızı düşünün.
sozercem86 ·
Tek Sesliliğin Sıkıcılığından, Çok Sesliliğin Ahengine
Bir miks masasının başına oturduğunuzu ya da bir gitarın elektronik aksamını ayarladığınızı düşünün. Eğer tüm enstrümanlar aynı frekans aralığında çalınır, hepsi en öne çıkmaya çalışırsa, ortaya çıkan şey müzik değil, çamurlu ve yorucu bir gürültü olur. Bir parçanın ruhunu bulması, nefes alabilmesi için basların derinliğine, midlerin gövdesine ve tizlerin keskinliğine ihtiyacı vardır. Hepsi birbirinden tamamen farklı karakterdedir, birbirine zıttır; ama o şarkıyı defalarca dinlenebilir kılan şey, tam olarak bu farklı frekansların birbirine açtığı alandır.
Hayatın ve sanatın temeli de işte bu frekans ayrımına, farklılıkların birbirini tamamlamasına dayanıyor.
Gündelik yaşantımızda, projeler üretirken ya da insan ilişkilerinde sürekli kendi sesimizin yankısını arama eğilimindeyiz. Bizimle aynı fikirde olan insanlarla çevrelenmek, sadece duymak istediklerimizi duymak işin en kolayı. Ancak gelişimi getiren şey bu yankı odaları değildir. Gelişim, pürüzleri görmekten ve eksikleri kabul etmekten geçer. Tıpkı dürüst, filtresiz ve belki de duyması o an için zor olan bir eleştirinin insanı daha iyiye, daha sağlam bir iş çıkarmaya zorlaması gibi, farklı görüşler de zihnimizi keskinleştirir. Konfor alanımızı sarsan, ilk başta bize “uyumsuz” gelen bir fikir, aslında bir sonraki yaratıcı adımımızın temelini atar.
Bunu sadece sanatta değil, doğanın işleyişinde de çok net görebiliriz. Kapalı ve kendi içinde dengeli bir ekosistem —örneğin sıfırdan yapılandırdığınız bir akvaryum— kurarken, sadece tek bir tür bitki veya tek tip bir canlı kullanmazsınız. Suyun kimyasını dengeleyecek mikroorganizmalardan tutun da, farklı katmanlarda yaşam süren, farklı döngülere sahip canlılara kadar her şeyin sistemde bir görevi vardır. Görünüşte hepsi bambaşka renklere, bambaşka doğaya sahiptir; ama bir araya geldiklerinde yaşayan, kendi kendini temizleyen ve ayakta kalan kusursuz bir yapı inşa ederler.
Toplum olarak, ya da bir masanın etrafında toplanmış insanlar olarak bu ekosistemden farklı değiliz. Farklı renkleri, aykırı düşünceleri ve alışkın olmadığımız sesleri bir tehdit veya gürültü değil; kompozisyonun organik bir parçası olarak görmeliyiz. Herkesin aynı notaya, hem de aynı şiddette bastığı bir koro, sıkıcı bir monotonluktan öteye gidemez. Bizi zenginleştiren, vizyonumuzu genişleten şey, farklılıkların yarattığı o yaratıcı tansiyondan beslenmektir.
Bırakın farklı sesler çıksın, farklı renkler yan yana gelsin. Çünkü günün sonunda asıl estetik ve kalıcılık, her şeyin tek tip olduğu bir düzende değil; tüm o benzersiz parçaların bir araya gelerek yarattığı o büyük ahenkte gizli.
Bu yazı ilk olarak Müzisyen Dayanışması'nda yayımlandı. Yazar: @sozercem86.
Bunlar da ilgini çekebilir

GERÇEK SESLER 1. BÖLÜM: Ankara Aleminin "Sugar Gacısı" – Gönül Dostu Nuran
1972 Altındağ doğumlu, Kırşehir kökenli bir Bozkır damarı… 16’sında Kızılay’da tezgahtar, 17’sinde babasıyla abisini bir gecede kazada kaybeden, 18’inde ka
Oku →
Kusurun Estetiği ve Plastik Egolar: Müziğin Gerçekliğinden Neden Kaçıyoruz?
Sanat, varoluşsal bir yüzleşmedir derler. İnsanın kendi içindeki kaosu, evrenin düzeniyle veya düzensizliğiyle çarpıştırma hali. Ancak bugün müzik dünyasın
Oku →